2026 Pritzker Ödülü'nün sahibi Smiljan Radić Clarke, mimarlığı nesne üretiminden çıkarıp deneyim, kırılganlık ve bağlamla kurulan etik bir ilişkiye taşıyor. Yaklaşımını yedi eseri üzerinden okuyoruz.
2026 yılında Pritzker Architecture Prize'ın sahibi olarak açıklanan Smiljan Radić Clarke, çağdaş mimarlık disiplininde yalnızca bir ödül kazanan mimar olmanın ötesinde, mimarlığın düşünsel sınırlarını yeniden tanımlayan bir figür olarak öne çıkıyor. Radić'in üretimi, mimarlığın nesne üretmekten çıkarak deneyim, algı ve anlam üretimine yöneldiği bir kırılma anını temsil ediyor.
Şili'nin Santiago kentinde doğan ve üretimini hâlâ burada sürdüren Radić, 1995'te kurduğu ofisi aracılığıyla geliştirdiği projelerde malzeme deneylerini, mekânsal algıyı ve bağlamla kurulan hassas ilişkiyi merkeze alıyor. 2016'da aynı ödüle layık görülen Alejandro Aravena'nın ardından ödülü kazanan ikinci Şilili mimar olması, bu üretimin bireysel olduğu kadar coğrafi ve kültürel bir süreklilik içinde de okunabileceğini gösteriyor.
Radić'in mimarlığını anlamak için belki de en kritik ifade kendi sözlerinde gizli: “Fikirler nesnelerin içinde yaşar.” Yapıları tamamlanmış anlamlar sunmaz; kullanıcıların kendi deneyimleri aracılığıyla anlam üretebileceği açık sistemler olarak çalışır.
Deneyimin Önceliği
Radić'in yaklaşımı, mimarlığın açıklanmadan önce deneyimlenmesi gerektiği fikri üzerine kuruludur. Yapıları ilk bakışta okunabilir bir form dili sunmaktan bilinçli olarak kaçınır; bunun yerine kullanıcıyı hareket, ışık, ses ve zaman üzerinden mekânla ilişki kurmaya davet eder.
- Temsil etmek yerine deneyim üretir.
- Açıklamak yerine hissettirir.
- Sabitlemek yerine anlamı çoğullaştırır.
Bu tutum mimarlığı görsel bir nesne olmaktan çıkarıp fenomenolojik bir deneyim alanına dönüştürür. Jüri metninde de vurgulandığı gibi, Radić'in mimarlığını kelimelerle tam olarak ifade etmek zordur; çünkü tasarımları doğrudan hissedilen ancak kavramsal olarak tam yakalanamayan deneyim katmanlarıyla çalışır.
Malzeme, Geçicilik ve Kırılganlık
Radić'in projelerinde malzeme yalnızca yapısal bir araç değil, düşünsel bir pozisyonun taşıyıcısıdır. Endüstriyel bileşenlerle ham ve yerel malzemeler yan yana gelir; bu birliktelik mimarlıktaki yerleşik hiyerarşileri sorgular. Jürinin ifadesiyle yapılar çoğu zaman “geçici, dengesiz ya da bilinçli olarak tamamlanmamış” görünür. Bu bir eksiklik değil; mimarlığın belirsizlikle kurduğu ilişkiyi görünür kılan bilinçli bir tercihtir.

Bağlamla Kurulan Etik İlişki
Radić'in üretiminde mimarlık, bulunduğu bağlama hükmeden bir nesne olarak değil, onunla birlikte var olan bir sistem olarak ele alınır. Yapılar çoğu zaman zemine “yerleşmez”; ona hafifçe temas eder. Jüri metni bu durumu, yapıların istendiğinde kaldırılabileceği ve zeminin eski hâline dönebileceği hissini yaratması olarak tarifler. Bu yaklaşım, mimarlığın sahiplik ve hâkimiyet mantığından uzaklaşıp birlikte var olma fikrine yöneldiğini gösterir; dolayısıyla yalnızca estetik değil, etik bir duruş içerir.
Anıtsallığın Yeniden Tanımı
Geleneksel olarak güç, büyüklük ve kalıcılıkla ilişkilendirilen anıtsallık, Radić'in projelerinde kırılganlık, hafiflik ve geçicilik üzerinden yeniden kurulur. Yapılar yürümek, beklemek, bir araya gelmek gibi gündelik eylemleri yeni bir anlam düzeyine taşır. Mimarlık burada ideolojik bir temsil aracı olmaktan çıkar ve kolektif deneyimin parçası hâline gelir.
Yaklaşımı Somutlaştıran Yedi Eser
- Guatero (2023) — Şili Mimarlık Bienali için tasarlanan, hava basıncıyla ayakta duran şişirilebilir yapı; yarı geçirgen yüzeyi ışığı difüze ederken sesin yankılanma biçimiyle yoğun bir iç atmosfer üretir.
- Teatro Regional del Bío-Bío (2018) — Çelik taşıyıcı üzerine gerilen polikarbonat cephe, gündüz ışığı süzerken geceleri yapıyı kent ölçeğinde ışık yayan bir varlığa dönüştürür.
- NAVE Performing Arts Center (2015) — Hasar görmüş erken 20. yüzyıl yapısının korunarak yeniden programlanması; çatıdaki sökülebilir sirk çadırı yapıyı dönüşebilir bir platforma çevirir.
- Serpentine Gallery Pavilion (2014) — Yerel taşların üzerinde hafifçe yükselen sarmal fiberglas kabuk; doğa ile mimarlık arasındaki hassas dengeyi görünür kılar.
- Casa A (Restaurant Mestizo ölçeğinde deneyler) — Devasa taş blokların hafif çelik strüktürle bir arada kurgulanması, ağırlık ile hafiflik arasındaki gerilimi mekâna dönüştürür.
- Casa Pite (2005) — Okyanusa bakan topografyaya minimum müdahaleyle yerleşen konut; peyzajın sürekliliğini bozmadan iç mekân kurar.
- Casa Chica / Copper House serisi — Bakır, cam ve ham beton arasındaki malzeme deneyleri; zamanla yaşlanan yüzeyleri tasarımın bir parçası olarak kabul eder.
Mimarlığın Söylemedikleri
Radić'in 2026 Pritzker Ödülü'nü kazanması, mimarlığın geleceğine dair önemli bir yönelim sunuyor: mimarlık yalnızca inşa edilen bir nesne değil; deneyimlenen bir süreç, yorumlanan bir alan ve paylaşılan bir hafızadır. Belki de en kritik noktada şunu gösteriyor: mimarlık en güçlü ifadesine çoğu zaman söyledikleriyle değil, söylemedikleriyle ulaşır.
Dome Mimarlık Mühendislik olarak bu yaklaşımı, Muğla ve çevresinde geliştirdiğimiz projelerde bağlam okuması ve malzeme kararları üzerinden pratiğe taşıyoruz.




